"Pislik ve öfke"
Müzik tarihinde iki yıllık kısacık bir süreye inanılmaz şeyler sığdıran
ve kısa hayatlarına rağmen rock müziğini bu kadar etkileyen Sex Pistols
gibi bir grup daha yok. İstanbul Film Festivali'nin bir tür açılışını "onlar"
yapacak
TUĞRUL ERYILMAZ
Türkiye'ye önce haberleri gelmişti. "Abi adam televizyonda s..tir demiş".
"BBC, Sex Pistols'ın albümünü yasaklamış." O sıralar Londra'da "hariciye"
işi yapan bir arkadaşımız da ünlü 100 Clubs'ta Sex Pistols'ın "Anarchy
in UK"sini dinlerken ayaklarının yerden kesildiğini anlata anlata bitirememişti.
Tarih 1976 olmalı ya da 77. Birkaç ay sonra da, hâlâ önemli sayıda müzisyen
tarafından, rock müzik tarihinin en büyük albümlerinden biri diye selamlanan
"Never Mind The Bollocks" geldi. 1978 ya da 79 yılına Paris Caddesi'ndeki
evde "God Save The Queen" dinlenerek girilmişti.
İtirafımı hemen yapayım o sıralar biz "punk" muhabbetine daha pek girememiştik.
Tek bildiğimiz toplumsal düzene karşı, zaman zaman onlara benzemelerine
rağmen, İngiltere'de neo-Nazizmin yükselişine karşı, beyaz olmalarına karşın
siyahlarla ittifaka giren bir kısım gençler olduklarıydı. Sex Pistols'la
birlikte onların aynı zamanda nihilist ve varolan rock düzenine karşı olduklarını
öğrendik. Bu çocuklar David Bowie ve Mick Jagger gibileri bile düzen içi
sayarlarken içleri hiç sızlamıyordu. Bir şey daha öğrendik bunlar biraz
da psikopattılar. Nasıl mı? Bilmem, Sid Vicious ismini andıktan sonra fazla
bir şey söylemem gerekiyor mu?
Kökenlerine bakarak acaba bunlar devrimci mi diye bile düşündük. Bir
kez listelere giren ilk parçaları "Anarchy in UK" olmuştu. İkincisi grup
1975 yılında kurulduğu zaman 20 yaşında olan Johnny Rotten (solist), Steve
Jones (gitar), Glen Matlock (bas) ve davulcu Paul Cook'un hepsi işçi sınıfı
kökenli, "kaba saba" çocuklardı. Yani köken doğruydu. Onları Londralı kibar
butik sahibi (Festival'deki belgeselde göreceksiniz) Malcolm McLaren bir
araya getirmişti ki zaten bir kısmı onun işçisiydi. McLaren ve karısı Vivienne
Westwood, Londra alternatif modasının öncüleriydiler. Üçüncüsü bu adamlar
çokkültürlülüğü, örneğin reggae'yi,açıkça kucaklıyorlardı. Tabii siz şimdi
asıl adı John Simon Ritchie olan Sid Vicious'ı merak ediyorsunuz. O 1977'de
Matlock'un yerini aldı ve 1979'da daha 22 yaşındayken aşırı dozda eroinden
gitti.
Sex Pistols etraflarıyla birlikte kendilerini de hızla yakarak ama
izlerini bırakarak (The Clash, The Jam, The Damned) çekildiler. Julian
Temple'ın Festival'de oynayacak olan "Pislik ve Öfke" filminde McLaren
"Onları ben yarattım" diyormuş. İddiaya Sex Pistols'ın solisti ve entelektüel
vicdanı Johnny Rotten yanıt veriyor: "Punk işçi sınıfının sıkıntı ve öfkesininin
kendiliğinden organik bir ifadesiydi."
Filme gelince. Görün deriz. Yok eğer "God Save THe Queen (She Ain't
No Human Being)" ya da bol, bol "s..tir" sizi rahatsız edecekse buna bir
de uyuşturucu ve çıplak sahneleri de eklerseniz o zaman uzak durun. Kaybınız
yalnızca sizi ilgilendirir. Zaten filmin adı da Daily Mirror gazetesinin
Sex Pistols'ın bir aile programı sırasında takındığı bol küfürlü tavrı
anlatan haberinin başlığından alınmış.
Son bir söz de punk deyince rock müzik ansiklopedileri bakın bu tür
ve bağlantılarında kimlerden söz ediyorlar: The Sex Pistols, The Clash,
Generation X, Elvis Costello, Joy Division, bunlar Britanyalılardı. Sex
Pistols'ın bir türlü ünlenemediği Amerika'da ise, The Velvet Underground,
The New York Dolls, The Patty Smith Group, The Ramones, Blondie ve de Talking
Heads.