Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Rock Yazıları ( Radikal Gazetesi -2001)

"Pislik ve öfke"
Müzik tarihinde iki yıllık kısacık bir süreye inanılmaz şeyler sığdıran ve kısa hayatlarına rağmen rock müziğini bu kadar etkileyen Sex Pistols gibi bir grup daha yok. İstanbul Film Festivali'nin bir tür açılışını "onlar" yapacak

TUĞRUL ERYILMAZ

Türkiye'ye önce haberleri gelmişti. "Abi adam televizyonda s..tir demiş". "BBC, Sex Pistols'ın albümünü yasaklamış." O sıralar Londra'da "hariciye" işi yapan bir arkadaşımız da ünlü 100 Clubs'ta Sex Pistols'ın "Anarchy in UK"sini dinlerken ayaklarının yerden kesildiğini anlata anlata bitirememişti. Tarih 1976 olmalı ya da 77. Birkaç ay sonra da, hâlâ önemli sayıda müzisyen tarafından, rock müzik tarihinin en büyük albümlerinden biri diye selamlanan "Never Mind The Bollocks" geldi. 1978 ya da 79 yılına Paris Caddesi'ndeki evde "God Save The Queen" dinlenerek girilmişti.
İtirafımı hemen yapayım o sıralar biz "punk" muhabbetine daha pek girememiştik. Tek bildiğimiz toplumsal düzene karşı, zaman zaman onlara benzemelerine rağmen, İngiltere'de neo-Nazizmin yükselişine karşı, beyaz olmalarına karşın siyahlarla ittifaka giren bir kısım gençler olduklarıydı. Sex Pistols'la birlikte onların aynı zamanda nihilist ve varolan rock düzenine karşı olduklarını öğrendik. Bu çocuklar David Bowie ve Mick Jagger gibileri bile düzen içi sayarlarken içleri hiç sızlamıyordu. Bir şey daha öğrendik bunlar biraz da psikopattılar. Nasıl mı? Bilmem, Sid Vicious ismini andıktan sonra fazla bir şey söylemem gerekiyor mu?
Kökenlerine bakarak acaba bunlar devrimci mi diye bile düşündük. Bir kez listelere giren ilk parçaları "Anarchy in UK" olmuştu. İkincisi grup 1975 yılında kurulduğu zaman 20 yaşında olan Johnny Rotten (solist), Steve Jones (gitar), Glen Matlock (bas) ve davulcu Paul Cook'un hepsi işçi sınıfı kökenli, "kaba saba" çocuklardı. Yani köken doğruydu. Onları Londralı kibar butik sahibi (Festival'deki belgeselde göreceksiniz) Malcolm McLaren bir araya getirmişti ki zaten bir kısmı onun işçisiydi. McLaren ve karısı Vivienne Westwood, Londra alternatif modasının öncüleriydiler. Üçüncüsü bu adamlar çokkültürlülüğü, örneğin reggae'yi,açıkça kucaklıyorlardı. Tabii siz şimdi asıl adı John Simon Ritchie olan Sid Vicious'ı merak ediyorsunuz. O 1977'de Matlock'un yerini aldı ve 1979'da daha 22 yaşındayken aşırı dozda eroinden gitti.
Sex Pistols etraflarıyla birlikte kendilerini de hızla yakarak ama izlerini bırakarak (The Clash, The Jam, The Damned) çekildiler. Julian Temple'ın Festival'de oynayacak olan "Pislik ve Öfke" filminde McLaren "Onları ben yarattım" diyormuş. İddiaya Sex Pistols'ın solisti ve entelektüel vicdanı Johnny Rotten yanıt veriyor: "Punk işçi sınıfının sıkıntı ve öfkesininin kendiliğinden organik bir ifadesiydi."
Filme gelince. Görün deriz. Yok eğer "God Save THe Queen (She Ain't No Human Being)" ya da bol, bol "s..tir" sizi rahatsız edecekse buna bir de uyuşturucu ve çıplak sahneleri de eklerseniz o zaman uzak durun. Kaybınız yalnızca sizi ilgilendirir. Zaten filmin adı da Daily Mirror gazetesinin Sex Pistols'ın bir aile programı sırasında takındığı bol küfürlü tavrı anlatan haberinin başlığından alınmış.
Son bir söz de punk deyince rock müzik ansiklopedileri bakın bu tür ve bağlantılarında kimlerden söz ediyorlar: The Sex Pistols, The Clash, Generation X, Elvis Costello, Joy Division, bunlar Britanyalılardı. Sex Pistols'ın bir türlü ünlenemediği Amerika'da ise, The Velvet Underground, The New York Dolls, The Patty Smith Group, The Ramones, Blondie ve de Talking Heads.