Kültürü kendi arzu ettiğimiz şekilde yeniden yarattık
DAVID BOWIE *
Düşününce, elbette glam rock çok eğlenceliydi. Hatta ilk başlarda komikti,
birkaç yıl sonra ise daha ciddi ve tahmin edilebilir bir hal aldı. Postmodern
bağlantılar, şifreler, bu gibi saçmalıklar. Ya şimdi? Şimdi yine komikleşti
glam ama biraz yamalanarak. Hâlâ biraz allığın kadınlara çekici geldiğini
söyleyen benim gibi bilmişlerden etkilenen maço inşaat işçilerinin lateks
taytları çekip caddelerde piyasaya çıkmalarını hatırlayıp gülüyorum. Söylediklerimde
doğruluk payı vardı elbet, ama ben ve Roxy Music gibileri için rimel, rock'ın
kocaman enkazlarını ve batık mallarını kurtarmaya yarayan bir araçtı sadece.
Japon Kabuki sanatı, Dada, Dietrich, Riefenstahl, Piaf ve futurizm, ya
da yazar Barney Hoskyns'in deyimiyle "zarif belirsizlik". Konser sonrası
fuayenin barında bira içmek bize göre değildi.
Çok gerekli bulduğumuz gösterişin ve abartının doruklarında olduğumuzdan
bize hakaret eden kurnazlar için ulaşılmazdık. Burroughs, Brecht, Baudelaire
gibi ağır topların isimleri konuşmalarımızda geçer geçmez daha ince bir
atmosferi soluklama arzusuyla manasızca Warhol ve Wittgenstein'ı karıştırırdık
araya; aynı anda yapısöküme uğrayıp yeniden yapılanan bir pop kültür yarattık.
Biraz geri gideyim. Gösteriş, ya da 1978'de Eno'yla kendimi içine soktuğum
"gösteriş ekolü", her şeyi kapsayan bir kategoriydi. 1970'te The Dice Man,
Warhol'ün yassılaştırdığı kültür, Derrida ve Foucault'un break dansları
gerçekliğin kesinliği nosyonunu bütünüyle değiştirdi. Şeylerin tarihini
eğitim sisteminin ve medyanın bize sunduğu şekliyle ciddiye almak imkansız
hale geldi. Bildiğimiz her şey yanlıştı. Postmodernizmin azizi Burroughs
yıllardır insanların aklını bu yolda çelmişti. Sonunda özgür olarak -ya
da denizde küreksiz kalarak-, kendimize kültürü kendi arzu ettiğimiz şekliyle
yeniden yaratma iznini verdik: Kocaman muhteşem ayakkabılarla.
Peki illa da ısrar ediyorsanız: Marc Bolan olmadan atılım yapamazdık.
O bize kapıyı açtı. Fakat asıl muhteşem olan onun olayı tam kavrayamamış
olmasıydı. O satenleriyle bir tür glam'e giriş örneği sergilerken biz kulislerde
ileri glam çalışmaları yapıyorduk. Ama her şeye rağmen Bolan müthişti.
Amerikalılar sinir bozucu bir şekilde bu kısa süren dönemi kendilerine
maletmeye çalışıyorlar; aynı punk ve televizyon için yaptıkları gibi. Evet,
biz de Amerikan underground müziğini seviyorduk ama Londra sokaklarında
kendi "Huysuz Virjin"lerimiz ve uyuşturucularımız mevcuttu, teşekkürler.
Ayrıca Otomatik Portakal, Lindsay Kemp, Berlin ve Fritz Lang, George
Orwell ve Nietzsche, kirpi saç kesiminden ve renklerinden yüzde yüz sorumlu
Kansai Yamamoto, ve Mishima'nın gay ordusu vardı bizim arkamızda. Bir daha
traşlı kaşı kimin çıkardığıyla ilgili New York'tan çıkma kendini beğenmiş
bir yorum okursam sanırım kusacağım.
Gerçek olan şu ki, New York'lu bebekler bütün ihtişamlarıyla sadece
lameye bürünmüş Rolling Stones olabildiler. Amerikalılar yürekten saf ve
asil insanlardır, onlar için sadece siyah ve beyaz vardır. Oysa biz Britanyalılar
gri bölgelerde takılmayı severiz. Biraz rock yapar, biraz da kıs kıs güleriz.
İngiliz glam rock'u hiçbir zaman orta Amerika'da tutunamadı. Öncesinde
ve sonrasında Alice Cooper ve Kiss tarzı bol giyotinli, havai fişekli ve
metalli "maço" glam'le kuşatıldık. O çocukların cinsel tercihleri konusunda
yanılmak imkansızdı. "Erkekliğe dokundurmayız, bizde belirsiz hiçbir şey
yok" diye bağırıyorlardı. Ohio'nun erkeklerinin ruj sürmesini kabullenmesinin
tek yolu buydu. Biz yumuşak kuğular da burnumuzu kıvırarak kulislere süzülmeyi
tercih ettik. New York ve Los Angeles'ta ortalığı dağıttığımız birkaç an
da olmadı değil aslında.
Size bütün o küpelerinizi bir araya getirip bir zincir oluşturarak
kendinizi 1975'in sarsıntılarına zincirlemenizin yolunu göstereceğim. İhtiyacınız
olan şeyler havada bir burun, tacize uğramış kirpi şeklinde bir saç modeli
ve "anarşi" sözcüğünü telaffuz edebilme yeteneği. Ben mi? Ben Berlin'e
kaçıyorum mersi.
* (David Bowie'nin yazısı The Guardian'dan çevrildi.) Z.A.